20 Aralık 2019 Cuma



HİKAYEMİ SEVDİM…


Yeni bir yıla doğru giderek yaklaşıyoruz ve yine yılın bu son günlerinde kendimi karşıma alıp muhasebe yapıyorum. En az 100 yıl sürmesini dilediğim ömrümün ilk yarısını tamamlamama aylar kaldı. İleri doğru hızlı adımlarla giderken bazen durup, başımı şöyle bir arkama doğru çeviriyorum ve gördüklerim için her defasında şükrediyorum.

Evet, öyle! Çünkü ben hikayemi sevdim. Başımdan geçenleri, hayatıma girenleri, hayatımdan çıkanları, benimle birlikte yürüyenleri, yıllarca bir yerlerde varlığını sürdürenleri, bir süreliğine belirip sonra kaybolanları, beni defterinden silenleri, beni sevenleri ve/yahut sevmiş gibi görünenleri, bana değer verenleri, bir şeyler öğretenleri, benden öğrenenleri, çevresinde olmamı isteyenleri, çırpınıp ulaşmaya çalışanları filan hep sevdim.

Sevmeyi sevdim. Sevgiyle bakmayı, anlayışlı olmayı, kırmamayı, özen göstermeyi, özverili olmayı, dokunmayı, sırtını sıvazlayıp yüreklendirmeyi, birlikte gülmeyi, paylaşmayı, tutkuyu, coşkuyu, sarılmayı, alırken vermeyi, güzelliklerin tadını çıkarmayı, anlar biriktirmeyi çok sevdim. Şarabı sevdim, kitapları sevdim, sohbeti sevdim. Daha neler var sevdiğim?!

İnsanlar var mesela canım kadar sevdiğim. Annemi, babamı çok sevdim. Annemin tüm dünyaya yetebilme kabiliyetini, babamın kaşları havada sükûnetini, problem çözme yeteneklerini, ikisinin de muhteşem enerjilerini, bize öğrettiklerini, annemin o leziz yemeklerini, babamın sıcacık yumuşak elini, hayat felsefelerini, dostluk anlayışlarını, hayvan sevgilerini, birilerine yardım ederkenki içtenliklerini, bize sundukları aile ortamını, torunlarıyla olan diyaloglarını çok ama çok sevdim.
Kardeşimi de çok sevdim. Yüzündeki aydınlığı, yüreğindeki sıcaklığı, sahiciliğini, her şeyi bilmesini, her problemi onun çözebileceğine inanmasını, iki eli kanda olsa dostlarına yardıma koşmasını, merhametini sevdim.

Ya kızlarım… Onları başka sevdim. Canımla, kanımla, ciğerimle, tüm kalbimle sevdim. Hatalarıyla, yanlışlarıyla, huysuzluklarıyla, eziyetleriyle… Varımla yoğumla sevdim. Bildikleriyle, bilmedikleriyle; söyledikleriyle, söylemedikleriyle; yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla; onlara dair her ne varsa hepsini birlikte sevdim. Şanslarını, düşüncelerini, özgür yapılarını, duruşlarını, bizim vermeyip de kendi kopardıklarını, becerilerini, tertemiz kalplerini, umutlarını, paylaşımlarımızı, birlikte geçirdiğimiz değerli anları öylesine sevdim ki…

Dostlarımı, eşimi, akrabalarımı, şu anda hayatta olmayan melek yüzlü dedem, anneannem ve dayımı, hayal meyal hatırladığım adını taşıdığım babaannemi, komşularımı, ilkokul öğretmenimi, aynı okul sıralarını paylaştıklarımı, iş arkadaşlarımı, çeşitli yolculuklarda tanıştığım ya da kurslarda edindiğim arkadaşlarımı, kızlarım vesilesiyle yakınlaştıklarımı, kaderin dönüp dolaşıp bizi bir araya getirmek için uğraştığı insanları, aynı kaderin bir türlü karşılaşmama izin vermediklerini, birlikte zaman geçirmekten keyif aldıklarımı, unutulmaz danslar ettiklerimi de çok sevdim. Dahası her bir dostla birlikte yediğim leziz yemekleri, içtiğim nefis içki ve içecekleri, o harika tatlı ve çikolataları, yaptığımız eşsiz sohbetleri, attığımız koca kahkahaları, söylediğimiz nice şarkıları, paylaştığımız kıymetli anları...

Sonra başka sevdiklerim var benim. Aristoteles’i, Nietzsche’yi, Herman Hesse’yi, Hasan Ali Toptaş’ı ve isimlerini yazmaya kalksam uzayıp gidecek kadar çok yazarı, şairi, ressamı; Atatürk’ü; doğayı, hayvanları, ağaçları, çiçekleri, denizi, ırmağı, gölü, dağı, gökyüzünü; rüyalarımı, hayallerimi, arzularımı; gezmeyi, tozmayı, keşfetmeyi; kısacası yaşamayı çok sevdim ben…

İşte hikayemi meydana getiren her insan, her an ve her şeyi çok sevdim ve bunun için hepinize minnettarım. Şükürler olsun!