26 Aralık 2018 Çarşamba


Kitap grubuma teşekkürlerimle...

Geçtiğimiz Pazar günü yine kitap toplantım vardı. Üzerine azıcık düşündüğüm zaman bana kattıklarını o kadar derinden hissettim ki, bunu yazmaya karar verdim. Hem bu duyguyu unutmamak için, hem de grup arkadaşlarıma buradan teşekkürlerimi sunmak için…

2009 yılının yazıydı. Viktorlar ve çocuklarla yaptığımız Kanada yolculuğumuz sırasında okuduğum bir kitapta Amerikalı yazar kendi katıldığı okuma grubundan söz ediyordu. İçimden böyle bir şeyin ne kadar güzel olabileceğini hayal etmeye çalışıyordum. Kendimce zihnimde canlandırdığım bu hayal kısa sürede bir merak ve güçlü bir isteğe dönüştü. Fakat Türkiye’de, hatta İstanbul’da buna benzer bir okuma grubunun olup olmadığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bulabileceğimden de şüpheliydim. Ama yine de her zaman yaptığım gibi üşenmeden araştırmaya başladım ve o şaşırtıcı sonuca ulaştım: Vardı. Hem de adıyla sanıyla. Üstelik sadece bir tane değil, bir sürü! Hikâye şöyle:

Grubun kurucusu Esin Çelebi kendi yakın çevresinden birkaç okur arkadaşı ile birlikte Thyke (umulmadık başarı) adında bir okuma grubu kurar. Grup kısa bir sürede adı gibi umulmadık bir başarı ile büyür ve şubeler halinde farklı semtlerde toplanmaya başlarlar. Bence grubun başarısı biraz da sadık kalınan kurallarına bağlıdır.

Thyke Kuralları

·         Kitap sahibi : Okunacak kitabı seçen üyeyi ifade etmektedir.

·         Madde 1: Her ay bir kitap okunur.
·         Madde 2: Toplantılar, her ay gurubun istediği yer ve zamanda yapılır.
·         Madde 3: Toplantılara "zorunlu haller" ve "beklenmedik durumlar" dışında üst üste üç kez katılmayanların gruptan ayrılması talep edilir.
·         Madde 4: Toplantılar en az dört kişinin bir araya gelmesi ile yapılır. Toplantı yeter sayısı sağlanamaz ise bir araya gelenler tarafından bir sonraki toplantı tarihi ve yeri saptanır.
·         Madde 5: (Kitap sahipliği) Üyeler sırayla (bu sıra üyelerin seçeceği bir usulle belirlenir) kitap sahibi olurlar. Ancak hiçbir üye iki toplantı üst üste kitap sahibi olamaz.
·         Madde 6: (Kitap sahibinin sorumlulukları) Kitap sahibi, Seçmiş olduğu kitabın yazarı hakkında bilgi edinmekle, Toplantı yerini belirlemekle, Üyeler arasında toplantı ile ilgili koordinasyonu sağlanması için, Grup iletişim sorumlusu ile birlikte ortak çalışma yapmakla yükümlüdür.
·         Madde 7: (Okunacak kitabın seçimi) Her toplantıda bir sonraki toplantıda tartışılacak kitap belirlenir. Bu belirlemede sıra kendisine gelen kişinin seçtiği kitap esas alınır. Kitap seçiminde ortak karar aranmaz, sıra kendisinde olan üyenin seçimi yeterlidir.
·         Madde 8: (Seçilemeyecek kitaplar) Siyasi ve dini içerikli kitaplar ile Teknik içerikli kitaplar seçilemeyecektir.
·         Madde 9: (e-mailler) Grubun ortak kullandığı e-mail adreslerine "forward" mail atılması, mailin içerik olarak grubu ilgilendirdiği haller hariç, yasaktır.
·         Madde 10 : (yeni grupların oluşumu) Kitap kulübü bünyesinde kurulacak olan yeni gruplar için yeter sayı "altı”dır. Altı kişinin talep etmesi halinde yeni grup oluşturulacak ve bu grubun ilk toplantısı ve organize edilmesi genel kurulda belirlenen "iletişim grubu" tarafından sağlanacaktır. Gruplar için maksimum üye sayısı "on dört"tür. Ve bunun aşılması halinde yeni grup, grup yeter sayısı da dikkate alınarak, oluşturulacaktır.
·         Madde 11: THYKE bünyesinde kurulu grupların işleyişini düzenleyen bu kurallar değiştirilemez.

"Alıntı"

Ben de bu gruba o yıl mail yoluyla yaptığım başvuru sonucu kabul edildim. Önceleri AnaThyke yani Thyke 1 grubundayken, klasikleri okumaya ağırlık vermek istediğimden 2011 yılının ekim ayından itibaren Thyke 6 grubu ile okumalara devam ettim. 7 yılı aşmış olan bu süre içerisinde grup arkadaşlarımla birlikte tam 82 kitap okumuşum. Benden önce okunanlarla birlikte grupta toplam 146 kitap okunmuş. Üstelik de öyle eften püften kitaplar değil. Her biri ayrı bir edebiyat eseri! Ne müthiş bir süreklilik! Elbette kitap grubu dışında da pek çok kitaplar devirdim, fakat onlarla birlikte okuduklarım bana apayrı bir keyif verdi. Kendim seçecek olsam okumayı aklımdan dahi geçirmeyeceğim birçok kitap okudum bu sayede. Ve birçok yazar tanıdım… Dahası, kitap okumayı yeniden keşfettim!

O da ne demek?!

Madem konuşuyoruz, biraz daha eskilere gideyim de baştan anlatayım bari. Ben ne zaman kitap okumaya başladım? Okuma-yazmayı beş yaşında öğrendim de kitap okumaya başlamam o kadar kolay olmadı. Okumaya dair ilk hatıram ilkokul sıralarında öğretmenimizin bize yüksek sesle sınıf ortamında okuttuğu kitaplardır. İkincisi ise yazın Caddebostan’daki yazlık evimizin bulunduğu sokakta kitap kiralayan o beyaz minibüs… O günlerde hiç kitap okumadığımı sanıyordum, ama düşününce az da olsa okuyormuşum. En sevdiklerim ya da aklımda en çok kalan kitaplar Afacan Beşler ve Gizli Yediler serisi. O zamanlar yazarını sorsan bilmezdim. Yıllar sonra Letisya’ya tavsiye edebilmek için araştırıp bulduğum isim Enid Blyton. Nasıl heyecanlı, nasıl gizemli kitaplardı onlar. Bir de Mandrakeler… Birçok çizgi roman içinde en çok Mandrake’yi seviyordum. Tabi yaşım ilerledikçe fotoroman da sevmeye başlamıştım. Ve şu an düşündükçe kendimden utandığım Beyaz Diziler. Yani kitap okuma serüvenimin başlangıcı hiç de iç açıcı ve imrenilesi değil. Hele kış aylarına dair herhangi bir kitap adı filan katiyen hatırlamıyorum. Sadece yazın bütünlemelere çalışırken ders kitabının arasına koyduğum birkaç roman… Ama onların da ne isimleri var aklımda ne yazarları! Nitekim 20 yaşındayken tanıştığım görme engelli olan çok değerli arkadaşım Marco bana okuduğum kitapları sorduğunda ne söyleyeceğimi şaşırmış ve tam o zaman kitap okumaya başlamam gerektiğine karar vermiştim. Marco gözleri görmemesine rağmen onca kitabı okumuş olup adlarını ve yazarlarını ezbere söylerken, bendeniz iki gözüm sağlam olmasına rağmen iki satırı bir araya getirememişim. Olsam olsam ben bir “OT”um! Vallahi de otum, billahi de otum! Okuma yolculuğuma hangi gerçek kitapla başlayacağımı düşünürken Marco bana ilk kitabımı hediye etti. Richard Bach’ın Martı isimli kitabı. Üstelik İtalyanca! O kitap favorilerimden olmaya hak kazandı.

20-21 yaş kitap okumaya başlamak için hiç de erken bir yaş değil. Ama bugün geriye dönüp baktığımda geç bir yaş da değilmiş diyebiliyorum. Martı’yı okuduktan bir süre sonra, okuduğum kitapların ve yazarlarının isimlerini not etmeye karar verdim. İnce bir defter aldım ve 6 Nisan 1992 tarihinde okuduğum kitapları yazmaya başladım. O zaman satırların başında numaralar değil, yıldızlar vardı. Fakat 50 küsur kitap okuduktan sonra sayılarını da merak ettiğimden yıldızların önüne numaralar da yazmaya karar vermişim. Son kitabı geçtiğimiz Pazar yazdım: 364*Soğuk Deri/Albert Sanchez Piñol/Aralık 2018. Tam 26 yıldır okuduğum kitapları not etmeye devam ediyorum. Fakat bir kuralım var. Başlayıp bitirmediğim kitaplar bu deftere kesinlikle yazılmıyor. 26 yıldır bu kurala karşı gelmedim. Peki, 26 yılda 364 kitap az mı? Evet az. Okumak istediğim o kadar çok kitap varken, okumuş olduklarım çok az. Fakat yine de küçümsemiyorum. Çünkü okuduğum kitapların hemen hepsi edebiyat tarihinde yeri olan değerli eserler. Şimdilerde insanlar okudukları kitapları ya facebook, instagram’da  ya da goodreads filan gibi muhtelif aplikasyonlarda listeliyorlar. Bunu hangi amaçla yaptıklarını bilmiyorum. Kimisi benim bir deftere not ettiğim gibi unutmamak ve birine tavsiye etmek istediğinde şıp diye ulaşmak için yapıyor olabilir. Tabi ki içten pazarlıklı olmaksızın çeşitli nedenlerle paylaşımda bulunan birçok insan var. Amma ve lâkin kimisi de –söylemeden edemeyeceğim- âlem alışverişte görsün neler okuyorum bilsin derdinde. Eskiden popüler mekânlarda boy gösterildiği gibi artık popüler sanal ortamlarda boy göstermek moda! Mesela Goodreads’de yorum yazıp bunları arkadaşlarınla paylaşıyorsan daha elit ve kültürlü sayılıyorsun sanırım. Edebiyat eseri okuyucuları da bunu yapabiliyor mu diye bir soru işareti beliriyor kafamda.

Ve dedikoduyu bırakıp bu yazıyı yazma sebebime dönecek olursam, 26 yılda okuduğum 364 kitabın 82 tanesini son 7 yılda okuma grubumla birlikte okumuşum ve tartışmışım. Bu kitap okuma şekli benim kitapları okuma ve değerlendirme anlayışıma bambaşka bir boyut kattı. Eskiden kitabı okurken akış içerisinde kalıp, sadece o anlarda duygulanımlar hissederdim. Bir arkadaşımla çok beğendiğim bir kitabın konusunu paylaşırken bile yeterli derinliğe inemezdim. Algım anlatılan hikâye ile sınırlı kalırdı. Kitapla ilgili herhangi bir araştırma yapma isteği hiç duymazdım.  Bende bir etki bırakan kitaplar elbette ki oldu. Bu kitaplar hala hatırımda. Hatta onları birine aktarmaya çalıştığımda yine belli bir duygulanım yaşıyorum. Fakat yeniden okumaya kalktığımda artık kahramanlar daha canlı, karakterler daha belirgin, yazarın üslubu daha ön planda, yazıldığı dönem daha önemli, (çeviri ise) çevirmen daha başrolde, yazarın milliyeti daha hatırımda gibi pek çok farklar ortaya çıktı. Bu tür detayları kimse bana öğretmedi. Ancak grup toplantılarında gündeme gelen sorular ve onlara aradığımız yanıtlar bize bunları fark ettirdi. Grubumuzun zamanla değişen üyeleri, değişmeyen kurucu üyeleri, onların meslekleri, hayattaki türlü meşguliyetleri ve deneyimleri sayesinde zenginleştik, öğrendik ve öğrenmeye devam ediyoruz. Tür olarak “roman” okumayı seçmiş olan bu grup roman ile öykü arasındaki farkları birlikte irdelemiş, roman karakterleri ve anlatıcı üzerine çokça düşünmüş, romanın kurgusallığı ve gerçekliği üzerine tereddütler yaşamış, yazar ile eseri arasındaki paralellikleri sorgulamış, coğrafi ve tarihi yanlarını araştırmış, sosyolojik, felsefi ve edebi metinler ya da makalelerle desteklemiş; kitabın gerçekliğine dokunmak için de zaman zaman okur-yazar buluşmaları düzenlemişlerdir. Kitap okumayı yeniden keşfedişim böyle oldu işte!

Tabi, bu yazıyı yazarken, özellikle de önceki satırlarda azıcık dedikodu yaptıktan sonra, neden böyle bir yazı yazma ihtiyacı duyduğumu sorguladım. Acaba ben de kaç kitap okuduğumu gösterme egosuna kapılmış olabilir miyim? Yo hayır. Aslında o defter benim özelim. Benden başka hiç kimsenin açmadığı, görmediği ve zaten pek de ilgilenmediği bir defterdir o. Gözüm gibi baktığım, sayfaları ya biterse diye endişelendiğim, keşke daha kalın bir defter alsaydım diye hayıflandığım emektar defterim. Okuma grubum da en az bu defter kadar önemli. Fakat ne yazık ki bir süredir bazı grup üyesi arkadaşlarımız İstanbul’dan gitme planları kurduklarını söylüyorlar. Bu durum bana acı veriyor. Hiçbir şey sonsuz değildir. Biliyorum. Ama yine de grubun bir gün son bulacağı fikri beni çok üzüyor. Tıpkı defterimin yapraklarının bitme ihtimali gibi… 7 yıldır ayda bir gördüğüm ve topu topu 2 saatimi geçirdiğim bu insanlar benim için bir puzzle parçası gibi. O parça eksik kaldığında puzzle da eksiktir. Yerini tutabilecek başka türlü bir grup bulunur mu? Bulunur elbet, ama yine de bu grubun kalbimdeki yeri ayrı. İşte bu yazıyı yazmamın amacı bu üzüntümü biraz olsun paylaşmak!

Thyke 6 Okuma Grubu üyelerinin hepsine ayrı ayrı gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki sizlerle yollarımız kesişmiş!

Sara



Blog'a ve kendime dipnot: Yazmaya yazmaya hamlaşıyorum. Bu böyle olmaz!