15 Temmuz 2026 Çarşamba

"Ben" den bana, benden "Ben" e...



Haziranın son haftasında bir Human Design eğitimi için İspanya’daydım. İnanılmaz yoğun, çok zor ama bir o kadar da keyif aldığım bir haftaydı. Keşke her duygumu paylaşabilsem! Eminim herkes için “kıssadan hisse” çıkar. Fakat tasarımım gereği yaşananlar, hissedilenler yoğunluğunu anlık olarak gösterdikten sonra durulma eğiliminde oluyor. Geriye duygu kırıntıları, sentezler ve bazı anılar kalıyor. Kimileri yolculukları esnasında fotoğraflar çekip anlık olarak sosyal medyada filan paylaşıyor. Ben yapamıyorum. Çünkü o sırada yaşıyorum ve hiçbir saniyeyi kaçırmak istemiyorum. Fotoğraf çekmeye kalkarsam fotoğraf karesine odaklanacağım ve o kareler benim gerçekliğime dönüşecek. Buna teslim olursam oraya fotoğraf çekmeye gitmiş olacağım. Oysa ben oraya bambaşka bir erek ile gittim. Aynı andan birden fazla şeye odaklanamayan birisi olarak hiç fotoğraf çekmedim. Çekilen fotoğrafların tamamı başkalarına ait. O fotoğraflardaki “ben” onların gördüğü “ben”. Şimdi bu fotoğraflara bakanların gördüğü “ben” ise yine bakanın gördüğü “ben”. Peki, gerçek “ben” nerede? Zihnimde mi? Ruhumda mı? Bedenimde mi? Duygularımda mı? Yaşadıklarımda mı? Anılarda mı? Nerede? Çok zor bir soru ve net bir cevap vermem mümkün değil. Elli küsur senedir bu soru benimle birlikte yol alıyor. Artık bu soruya cevap aramadan birlikte yol almanın çok daha keyifli olduğunu defalarca deneyimledim. Cevap bulmaya çalışmanın ne kadar yorucu ve nafile bir çaba olduğunu da deneyimleyerek keşfettim. Ama esas keşfettiğim şey çok daha kritik bir şey. BÜTÜN BİLDİKLERİMİ UNUTMAK!

“Hadi canım!” diyen çok olacaktır. İnsan bütün bildiklerini nasıl unutur? Eh, ben de zaten unuttuğumu söylemedim 😊 Sadece keşfettim dedim. Ama unutmaya ya da hatırlamamaya, ve hatta tarafsız olmaya gayret ettiğim doğrudur. Bu, kendimi inkâr etme manasında bir unutuş değil. Sadece kendi filmimin seyircisi olup seyrin tadını çıkarma manasında diyelim. Bir seyirci nasıl filmin gidişatına müdahale edemiyorsa ben de zihnime mukayyet olmaya çalışıyorum. Ne hayat yolunda bana eşlik edenleri, ne yaşadıklarımı, ne hissettiklerimi, ne düşündüklerimi ne de öğrendiklerimi inkâr etmiyorum. Hepsi bugün olduğum “ben”in bir parçası. “Ben olmak”lığı deneyimleyen Sara’nın çok kıymetli birer parçası. “Ben” olmadığım ve nasıl olabileceğimi kestiremediğim anlar da çokça oldu hayatımda. Sözde başkalarının Sara’sı olduğum anlar. Onların istediği Sara olmaya çabaladığım, ama bir türlü beklentilerini karşılayamadığım, hayal kırıklığını ve bazen öfkeyi iliklerinde hisseden Saralar… Onların istediği Sara olamadığım için sadece ben değil onlar da kimi zaman hayal kırıklığı, kimi zaman başarısızlık, kimi zaman öfke ya da acı hissettiler. İşte o anlarda kendimi hiç sevmiyordum. Aynadaki aksim ile bedenimde iskân eden o ruh geçimsiz karı kocalar gibi birbirlerine sırtını dönüyorlardı. Biri diğerine soru soruyor ama cevap dahi alamıyordu. Sürekli gergin, sürekli bitkin, sürekli küskün… Kültürel kodlar, ahlak kuralları, gelenekler, prensipler, hiyerarşiler, mantık, vicdan, korkular, hatta kendini “ben” sanan ve uyum peşinde koşmamı sağlayan içimdeki o tanrıça… Hepsi, “ben” denen o bütünlüğü kaplayan; ruhumu bedenimden ayırmak suretiyle “ben”i ve benliğimi boğan bir örümcek ağına dönüşmüştü.

Ticari ipek böcekleri kozalarının içinde ölürler ve hiçbir zaman kelebeğe dönüşemezler. Bazı bitkilerim örümcek ağları nedeniyle can çekişiyorlar. Şanslıydım ki, beni boğan örümcek ağlarını büyük ölçüde üzerimden atabildim. Daha da önemlisi o sinsi tehlikeyi fark edebildim. Bugüne kadar yolumun kesiştiği herkese bazen yüz yüze, bazen mesajla ya da muhtelif şekillerde “ben”imin parçası oldukları için teşekkür etmeye çalıştım. Olumlu ya da olumsuz her deneyim bana “ben” olmamda katkı sağladı. Kimileri gölge yaparak büyük resmi üç boyutlu hale getirdi, kimileri renk kattı, kimileri perspektif verdi, kimileri zenginleştirdi. Kimileri beden olarak yanımda olmasalar da anılarımda, anlatılarımda hep olacaklar. Eskiye göre artık “ben” benden başka kimsenin olmasını istediği Sara değil/im. En azından gayretim o yönde. Beni “ben” olmamdan ötürü sevenler derneğinin murahhas üyesiyim. Derneğimizin tüm üyelerine bir kez daha teşekkür ederim.

Bu yazı benim için eğlenceli oldu. “Ben”i benden ayrı bir yere oturtup ona benim penceremden bakmak sık sık yaptığım bir şeydir. Daha objektif, daha tarafsız olabilme egzersizlerimin bir parçası bu. Belki olmuştur, belki olmamıştır. Sonuna kadar okuyan olduysa ne mutlu bana!