Dün akşam bir film izledik. Filmi izlemeye başlamamız ise şöyle cereyan etti: Canikom "Bugün canım bir Zemeckis filmi çekti" dedi ve araştırmalar için harekete geçti. Birkaç dakikanın içinde adını sanını bilmediğim bir film ekranda beliriverdi. Filmlere başlarken tıpkı bir yolculuğa başlar gibi neler yaşanacağından habersiz başlıyorum izlemeye. Biraz da şifayı kapmışım. Sonunu getireceğimin garantisi olmaksızın örgümü kenara bırakıp gözümü ekrana kilitliyorum. Filmin ortasında nedensiz kalkıp dolaşmaya başlamalar, çekirdek hazırlamalar, kesmeyip dömisek şarap doldurmalar, ne dedi deyip başa sarmalar, her karede içimizden yükselen açıklamalı katkılar, bu kardeşi miydi kızı mıydı annesi miydi derken harikulade bir film izledik. Meğer Robert Zemeckis'in yönettiği "Here" isimli bu film aslında Richard McGuire'ın 2014 tarihli romanından 2024'te uyarlanmış. Kitabı okumadım, stilini bilmiyorum. Fakat filmin stili nefisti. Dünya üzerindeki tek bir koordinata odaklanmış binyılları konu alan bir yapım. Tarih öncesi avcı toplayıcı toplumlardan günümüze kadar aynı koordinatta meydana gelen değişim, dönüşüm ve yaşantıları çok başarılı oyunculuklar, ayrıntılar ve sahnelerle aktarmayı başarmış. Tarihin her dönemini o döneme ait görsellerle çaktırmadan donatarak anlatmış. Dekorasyonlar, kıyafetler, danslar, müzikler, renkler, haberler, diyaloglar, her şey kendi dönemlerini anlatır cinsten. Aykırı hiç bir detay yok. En azından bana göre!
Kamera kullanım teknikleri birkaç yıl öncesine kadar dikkatimi çeken bir konu değildi, yani pek önemsemiyordum diyelim. Fakat canikomun katkılarıyla artık ne kadar önemli ve etkili olduğunu farkediyorum. Bu filmin de omurgasını oluşturan, zaten kamera kullanım tekniğinin ta kendisi. Fotoğrafta kullanılan tipoloji (typology) tekniğinin, sinemaya uyarlanması diyelim. Bu tekniğin sinemada bir karşılığı var mı, varsa adı nedir bilmiyorum. Fotoğraftaki tipoloji tekniği aynı konunun, aynı açıdan, aynı yükseklikten, benzer ışık ve benzer kadrajla fotoğraflanmasından oluşturulan seri çalışmalardır. Tabi filmde bir de aynı koordinat durumu eklenmiş. Yıllar önce yaptığım "Eşik" isimli fotoğraf projemde tipoloji tekniğini kullanmıştım. O dönem, 65 ayrı apartman dairesini ziyaret etmiştim. Kamusal alan ile özel alanı birbirinden ayıran o kritik noktayı referans alarak, giriş kapılarından içeride görünenleri fotoğraflamıştım. Kadraja girenlerin orada yaşanan hayatlara dair pek çok şey anlattığını hayretle fark etmiştim. Çok zevkli bir projeydi. Projeme katkısı olan herkese yıllar sonra yeniden sevgilerimi ve teşekkürlerimi iletiyorum.


Bunu da buraya not etmiş olayım 😊
Tekniğin filmdeki kullanımına geri dönersek, Sitcomlarda da kameranın sabit kullanıldığı durumlar vardır. Ama yine de, amaç da tasarım da bambaşka. Tasarım deyince, aklıma bir de grafik tasarım geliyor. Ne diyelim, senografi diyesim var ama senografinin tanımına bakıyorum ve şöyle diyor: "Senografi, tiyatro, sinema, televizyon gösterileri veya sergilerde görsel ve işitsel unsurların (dekor, ışık, kostüm ve ses) bir bütün olarak tasarlandığı sahneleme sanatıdır". Bu tanım bu film için son derece eksik kalıyor. Çünkü bütünün kapsamına zaman da grafik tasarım da katılmamış. Üstelik benim tam olarak vakıf olmadığım, ama varlığını da yadsıyamayacağım yapay zekanın bu filme katkısı senografi tanımında hiç yok. Teknolojiyi kullanmakla kullanmamak arasında bocalayan, hala klasik yöntemleri savunmaya çalışan bir nesil ile yepyeni teknolojileri canavar gibi kullanan bir neslin tam orta yerinde, "EŞİK" denen o kritik noktada yer alıyoruz. Klasikçiler deneysel çalışmalar yapmaya heves edenlerin açıklarını yakalamaya çalışmak için aportta bekliyorlar; deneyselciler ise klasikçilerin yıllardır hatmettiklerini çoktan ceplerine doldurup bize yeni ufuklar sunuyorlar. Ben deneyselciyim arkadaş! (Human Design da öyle diyor zaten hehehhe...)
Filmin IMDB puanı 6.3'müş.
Çok saçma! Neyi beğenmemişler acaba diyerek Google'a "filmin imdb puanı neden düşük" diye sordum. Efendim, Zemeckis'in bu deneysel tekniğini bazı sinemaseverler takdir etseler de genel izleyici kitlesi sıkıcı ve durağan bulmuşmuş. Duygusal bağ kurmakta ve karakter derinliği yaratmakta yetersiz bulunmuşmuş. Yok efendim yapay zeka teknolojisi oyuncuları gençleştirmede sırıtmışmış, izleyicinin filmden kopmasına yol açmışmış. Yahu biz film esnasında durdurup durdurup kalktıysak sıkıldığımızdan, koptuğumuzdan filan kalkmadık. Evde olmanın verdiği rahatlık, bir an için düşünme isteği, azıcık görüntüleri yerli yerine yerleştirme fırsatı... Dur yaa... Ben kime mazeret anlatıyorum?! Hem niye anlatıyorum?!
Bildim bildim. Bu yazıyı kendim için, kendime yazdığımı unuttuğum için sanırım. Sanki birilerine dert anlatmaya çalıştığım için. Yok, ben her daim kendime yazıyorum. Duygusal dalgamın tepe noktasında yazdım yazdım, yoksa dalga tepetaklak olduğunda ne film kalıyor ne yazı. Artık o taşma anını yakalayabiliyorum. Her yakalayıp da yazmadığımda fırsatı kaçırıyorum, çünkü sonra o coşkudan eser kalmıyor. Dün gece film bittikten sonra azıcık kendimle mücadele ederek oturdum bilgisayarın başına, çünkü aslında geç olmuştu. Ama sabahı beklesem meydana gelecek kayıpları da göze almam gerekecekti. Dedim otur şuraya ve yaz.
Yazdım...
Dipnot: Richard McGuire'ın kitabını araştırdım ve hayran kaldım. Kitap aslında bir çizgi romanmış ve tam olarak filmin yapım tekniği ile resimlenmiş. Yani fikrin esası Zemeckis'e değil, McGuire'a aitmiş. Ne diyeyim: BRAVO!
Çizgi romanla ilgili makaleyi de şuraya ekleyeyim...