podcast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
podcast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2026 Cuma

Sanat Uzun İlham Sonsuz




Uzun yıllardır büyük zevkle dinlediğim bu AçıkRadyo (şimdiki adıyla ApaçıkRadyo) programına ve programı hazırlayıp sunan ikili Dr. Şenol Ayla ve Dr. Timuçin Oral'a karşı hissettiğim o hayranlık ve minnet duygularımla birlikte onlara büyük bir teşekkürü de borç biliyorum.

Hangi yıl olduğunu tam hatırlamıyorum, eski komşum kadim arkadaşım Özlem bir gün heyecanla bana Podcast uygulamasından söz etti. Üzerinden on yıldan fazla zaman geçmiştir. O zamanlar podcast Iphone üzerinden dinlenen bir uygulamaydı ve çok az kişi kullanıyordu. Ben anti Iphone-cu bir kullanıcı olarak nereden nasıl podcast dinleyeceğimi kafa yora yora buldum. Özlem'in dinlememi önerdiği program Didik Didik Freud idi. Bu program AçıkRadyo'da yayınlanmış olup, podcast uygulaması üzerinden kayıtlarına ulaşma olanağı sağlıyordu. O programın yapımcısı yine Şenol Ayla'ydı ve Serol Teber ile Freud üzerine konuşuyorlardı. Psikiyatri uzmanı Serol Teber'in ölümünün onuncu yıldönümünde tekrarı yayınlanan bu podcast serisini ilgi ve hayranlıkla dinlemiştim. (Şu an yaptığım araştırmaya göre Serol Teber 2004 yılında aramızdan ayrılmış. Demek ki program 2014'te yapılmış. Ben de kaydı 2015'te filan dinlemişimdir. Hesap üç aşağı beş yukarı tutuyor) Neyse! Uzatmayayım, 30 ila 35'er dakikalık 26 bölümden oluşan bu podcast serisini nefesimi tutarak büyük bir beğeniyle dinlemiştim. Son sekiz bölümünde Serol Teber Tevfik Fikret'e de değiniyordu. Program sona erdiğinde içimi bir boşluk hissi kaplamıştı. Üzerine ne dinleyeceğimi bilememiştim. Serol Teber'in yazılarıyla oyalanırken, Özlem müjdesi ile geldi ve Şenol Ayla'nın yeni bir podcast serisi başlattığını söyledi. Önceki araştırmalarımda Şenol Ayla'nın da doktor olduğunu ve aile hekimliği yaptığını öğrenmiştim. Bu defa yeni podcast serisini yine doktor arkadaşı olan Timuçin Oral ile yapacaktı. Ne sevindim ne sevindim! Tabi yine ilgi ve merakla takibe aldım. Programın adı Sanat Uzun İlham Sonsuz: Tek kelimeyle muhteşem! Dinlemelere doyamadım. Programın adına ek olarak açıklamasında şöyle diyorlar: Sanat üzerine psikolojik sohbetler... Mesela "korku" ya da "melankoli" temasını alıyor, sinemadaki, edebiyattaki, resimdeki karşılıklarını konuşuyorlar; cümle aralarında da yine aynı temayı çağrıştıran müziklerle donatıyorlar. Tadına doyum olmuyor. Bir süre programı ikisi beraber yürüttüler, fakat sonradan öğrendiğime göre Timuçin Oral psikiyatri derneği başkanlığı yapmaya başlayınca Şenol Ayla tek başına devam ediyor. Hatırı sayılır bir süre de öyle dinledikten sonra araya toplumsal ölçekte pandemi, kişisel ölçekte çeşitli aile meseleleri girince mevzu kapanıyor. Gelgelelim bu senenin başında ne göreyim, tekrar programa başlamışlar. Bendeki sevinci gör! Üstelik bu defa yanımda programı benimle birlikte zevkle dinleyecek sevdiceğim de var, yetmiyor anlattıkları resimleri, kitapları, eserleri birlikte keşfe çıkıyoruz, müzikleri birlikte araştırıyoruz, dağarcığımızı birlikte genişletiyoruz. Harikulade! Fakat bu sezonu artık kapatıyorlarmış . Umarım devamı gelir. Bugün dinlediğimiz programda distopyaların içinde barındırdığı umuttan söz ederlerken seçtikleri müzikler de çok ilham vericiydi. Özellikle Fransız piyanist ve besteci Jacques Loussier'in klasik eserlere getirdiği jazz yorumları bende bir aydınlanmaya yol açtı. Klasik müzik ana yolda ilerlerken, jazz tali yollara sapmaya benziyor. Ne zaman nasıl bir sürpriz ile karşılaşacağını bilemediğin bir keşif yolculuğu gibi. Keşifleri sadece o yan yollara saparsan yapabilirsin, ana yolda ancak önündekini takip edersin. Jazz müziğindeki arayışlar, varyasyonlar bilmediğin bir diyarda sokak aralarını keşfetmek gibi. Müzisyen bu deneyimi enstrümanıyla yaşarken, dinleyici onun sunduğu kılcal damarlardan besleniyor. Bu duygu bana klasik tango-nuevo tango çekişmesini çağrıştırdı. Bana göre, klasik dönem Arjantin tango müziği ana yolda kalırken, yenilikçi müzisyenlerin sentez çalışmaları sonucu ortaya çıkan nuevo tango bir tali yol araştırmasıdır ve yepyeni ufuklar açmıştır.




Konumuza tekrar geri dönelim...

Dr. Şenol Ayla ve Dr. Timuçin Oral ile birlikte doktorlardaki bu sanat aşkını on yıl kadar önce keşfetmeye başlamıştım. Fakat son altı yılımda bana yoldaşlık eden sevdiceğim de doktor olduğu için kendimi bir doktor camiasında buluverdim. Gerek pratisyenlerin gerek uzman doktorların her birinin on parmağında on marifet. Çeşit çeşit enstrümanlar çalanlar mı, sesini enstrüman olarak kullananlar mı, resim heykel yapanlar mı, kendi evini kendi inşa edenler mi, her tür tamirat tadilat işlerinden anlayanlar mı, bağ bahçe şarapçılık zeytincilik yapanlar mı, roman yazanlar mı... Daha aklıma gelmeyen neler neler! Doğrusu başka hiçbir meslek grubunun bu kadar meziyeti bir arada barındırdığına şahit olmadım. Bu kadar bilimsel, sanatsal ve kültürel zenginliği bir arada bulunduran doktorları ayrı ayrı tebrik ediyorum. Fakat bu sayfada bugün en büyük teşekkürü sevdiceğime ayırıyorum. Onu tanıdığımda doktorluğunun yanı sıra Acapella korosunda bas koristiydi. Onunla birlikte müthiş konserlere gitme olanağı buldum. Ohrid'de yapılan Uluslararası Koro Festivali muhteşem bir deneyimdi. Doktor arkadaşlarıyla bir araya geldiğimizde gitarı yanımızda götürmeyi ihmal etmiyoruz. Biri sazını getirir, öbürü kabak kemanisini derken bir de bakmışsın ekip sazlı sözlü güneşi batırmış. O ne keyif, ne şenlik! Hele bu fasıl mavi yolculuk teknesindeyse değmeyin keyfimize! Öte taraftan evimiz artık Alaçatı'ya yakın. Küçük bir bahçemiz var. Bahçede sevdiceğimle birlikte çalışmak ayrı bir zevk. Benim kılavuzum o! Doğayı çok iyi seziyor. Şehirde dolaşmayı seviyor, ama doğa ile kurduğu ilişki bambaşka. Kediler ona gidiyor, ağaçlar onunla konuşuyor, onu doyuruyor, meyvelerini ona sunuyor; ben de bu güzellikleri hayranlıkla izliyorum. Vaktiyle doktor arkadaşıyla birlikte üzüm ezip şarap da yapmışlar, hali hazırda zeytin ağaçlarıyla da arası çok iyi. Zeytin kurmayı ondan öğrendim, zeytinlikte çalışmayı onunla keşfettim. Egeli aileler için olmazsa olmaz zeytin ağaçları her daim bizimle birlikte. Zeytin ağacından zeytinyağı, nar ağacından nar ekşisi, dut ağacından karadut reçeli, incir ağacından taze incir... Bir de iğde ağaçları var ki kokusunu ben hiç alamazken o doya doya içine çekiyor. Tesisat tamirat işleri de bizim işimiz artık. Lamba bozulur, sevdiceğim elektrikçi kesilir; alet bozulur o tamir eder; soba yanacak, beraber mahallenin budanmış ağaçlarını doğrarız, tutuşturmalık kozalak ve çam ibresi toplarız, domates yetiştirmek ayrı bir uzmanlık, nane roka bahçeden, sardunya yasemin çiçek açınca içimizde bir sevinç, hele mor salkım açtıysa büyük başarı... lehim yapmak ayrı, güneş enerji pilleri ayrı, kompost gübre ayrı, kedi doğurtmak ayrı... Her telden, her dilden. Diyorum ya şu doktorların on parmağında on marifet! 

Bana düşen yoldaşlık etmek ve şükretmek...