Haziranın son haftasında bir Human Design eğitimi için İspanya’daydım. İnanılmaz yoğun, çok zor ama bir o kadar da keyif aldığım bir haftaydı. Keşke her duygumu paylaşabilsem! Eminim herkes için “kıssadan hisse” çıkar. Fakat tasarımım gereği yaşananlar, hissedilenler yoğunluğunu anlık olarak gösterdikten sonra durulma eğiliminde oluyor. Geriye duygu kırıntıları, sentezler ve bazı anılar kalıyor. Kimileri yolculukları esnasında fotoğraflar çekip anlık olarak sosyal medyada filan paylaşıyor. Ben yapamıyorum. Çünkü o sırada yaşıyorum ve hiçbir saniyeyi kaçırmak istemiyorum. Fotoğraf çekmeye kalkarsam fotoğraf karesine odaklanacağım ve o kareler benim gerçekliğime dönüşecek. Buna teslim olursam oraya fotoğraf çekmeye gitmiş olacağım. Oysa ben oraya bambaşka bir erek ile gittim. Aynı andan birden fazla şeye odaklanamayan birisi olarak hiç fotoğraf çekmedim. Çekilen fotoğrafların tamamı başkalarına ait. O fotoğraflardaki “ben” onların gördüğü “ben”. Şimdi bu fotoğraflara bakanların gördüğü “ben” ise yine bakanın gördüğü “ben”. Peki, gerçek “ben” nerede? Zihnimde mi? Ruhumda mı? Bedenimde mi? Duygularımda mı? Yaşadıklarımda mı? Anılarda mı? Nerede? Çok zor bir soru ve net bir cevap vermem mümkün değil. Elli küsur senedir bu soru benimle birlikte yol alıyor. Artık bu soruya cevap aramadan birlikte yol almanın çok daha keyifli olduğunu defalarca deneyimledim. Cevap bulmaya çalışmanın ne kadar yorucu ve nafile bir çaba olduğunu da deneyimleyerek keşfettim. Ama esas keşfettiğim şey çok daha kritik bir şey. BÜTÜN BİLDİKLERİMİ UNUTMAK!
“Hadi canım!” diyen çok olacaktır. İnsan bütün bildiklerini
nasıl unutur? Eh, ben de zaten unuttuğumu söylemedim 😊 Sadece keşfettim dedim. Ama
unutmaya ya da hatırlamamaya, ve hatta tarafsız olmaya gayret ettiğim doğrudur.
Bu, kendimi inkâr etme manasında bir unutuş değil. Sadece kendi filmimin
seyircisi olup seyrin tadını çıkarma manasında diyelim. Bir seyirci nasıl
filmin gidişatına müdahale edemiyorsa ben de zihnime mukayyet olmaya
çalışıyorum. Ne hayat yolunda bana eşlik edenleri, ne yaşadıklarımı, ne
hissettiklerimi, ne düşündüklerimi ne de öğrendiklerimi inkâr etmiyorum. Hepsi
bugün olduğum “ben”in bir parçası. “Ben olmak”lığı deneyimleyen Sara’nın çok kıymetli
birer parçası. “Ben” olmadığım ve nasıl olabileceğimi kestiremediğim anlar da
çokça oldu hayatımda. Sözde başkalarının Sara’sı olduğum anlar. Onların
istediği Sara olmaya çabaladığım, ama bir türlü beklentilerini karşılayamadığım,
hayal kırıklığını ve bazen öfkeyi iliklerinde hisseden Saralar… Onların
istediği Sara olamadığım için sadece ben değil onlar da kimi zaman hayal
kırıklığı, kimi zaman başarısızlık, kimi zaman öfke ya da acı hissettiler. İşte
o anlarda kendimi hiç sevmiyordum. Aynadaki aksim ile bedenimde iskân eden o
ruh geçimsiz karı kocalar gibi birbirlerine sırtını dönüyorlardı. Biri diğerine
soru soruyor ama cevap dahi alamıyordu. Sürekli gergin, sürekli bitkin, sürekli
küskün… Kültürel kodlar, ahlak kuralları, gelenekler, prensipler, hiyerarşiler,
mantık, vicdan, korkular, hatta kendini “ben” sanan ve uyum peşinde koşmamı
sağlayan içimdeki o tanrıça… Hepsi, “ben” denen o bütünlüğü kaplayan; ruhumu
bedenimden ayırmak suretiyle “ben”i ve benliğimi boğan bir örümcek ağına
dönüşmüştü.
Ticari ipek böcekleri kozalarının içinde ölürler ve hiçbir
zaman kelebeğe dönüşemezler. Bazı bitkilerim örümcek ağları nedeniyle can
çekişiyorlar. Şanslıydım ki, beni boğan örümcek ağlarını büyük ölçüde üzerimden
atabildim. Daha da önemlisi o sinsi tehlikeyi fark edebildim. Bugüne kadar
yolumun kesiştiği herkese bazen yüz yüze, bazen mesajla ya da muhtelif
şekillerde “ben”imin parçası oldukları için teşekkür etmeye çalıştım. Olumlu ya
da olumsuz her deneyim bana “ben” olmamda katkı sağladı. Kimileri gölge yaparak
büyük resmi üç boyutlu hale getirdi, kimileri renk kattı, kimileri perspektif
verdi, kimileri zenginleştirdi. Kimileri beden olarak yanımda olmasalar da anılarımda,
anlatılarımda hep olacaklar. Eskiye göre artık “ben” benden başka kimsenin
olmasını istediği Sara değil/im. En azından gayretim o yönde. Beni “ben”
olmamdan ötürü sevenler derneğinin murahhas üyesiyim. Derneğimizin tüm
üyelerine bir kez daha teşekkür ederim.
Bu yazı benim için eğlenceli oldu. “Ben”i benden ayrı bir yere oturtup ona benim penceremden bakmak sık sık yaptığım bir şeydir. Daha objektif, daha tarafsız olabilme egzersizlerimin bir parçası bu. Belki olmuştur, belki olmamıştır. Sonuna kadar okuyan olduysa ne mutlu bana!


Sen her zaman sen iken güzel oldun zaten Saracım. Hatta benim en sevdiğim halin Sara halin. İyi ki varsın ve iyi ki sen olarak kalmaya niyet ettin. 🥰🥰🙏🏽🙏🏽
YanıtlaSilYorumuna kalemine gönlüne sağöık 🫶😘 hepimiz aslında o "ben"lerin içinde zaman zaman savrululup durmadıkmı, halende durmuyormuyuz. Kimi zaman bilmeden istemeden kırdıklarımız, hatalarımız, sevaplarımız şimdiye yoğrulup geldiğimiz akış.
YanıtlaSil