Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat diyenlere…
Yaptığım her yolculuk kendimle bir karşılaşma, bir yüzleşme, bir derinleşme.
Anlatsam anlatamıyorum, yazsam yazamıyorum. İçimde bir karmaşa. Renkler içimde,
görüntüler içimde, sesler sözcükler içimde. Bozkırlar, boz atlar, hamamlar,
Hanlar, çilehaneler, medreseler, türbeler, mescitler, müderrisler, şekiller, lezzetler, hepsi
içimde…
Öyle ki, içimdeki taşlar yerinden oynuyor. Bildiklerimle
bilmediklerim yer değiştiriyor. Her şeyi bilsem ne yazar?! Hiçbir şey bilmesem
kimin umurunda…
Anlatamadıklarımı yeni baştan düşünürken, deneyimlediklerimi
gözden geçirirken, üzerlerine araştırma yaparken beni çeken o kuşla ilgili
biraz okumak istedim. Kuş demek biraz hafif kaçar. O, Kaf Dağının zirvesindeki bilgelik
ağacının dallarında yaşayan bir bilge…
Öyle çok adı var ki. Birini söylesem diğerinin hatırı kalır.
O zaman deneyimden yola çıkarak anlatayım. Pek çok gökbilim, geometri,
matematik gibi bilimsel çalışmaların yanı sıra, felsefe ile şekillenmiş o
toprakları gezerken ve beş duyumla coğrafyayı temaşa ederken, Türkistan’da
gittiğimiz Altyn Samruk 8D Flying Theater bende bir şeyleri tetikledi, bir
farkındalık yaşattı. Kendimi bir Simurg’un sırtında Orta Asya semalarında
uçarken bulduğum bu deneyim bana “Hayat” gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Neden
8D? Çünkü 3 boyut + 5 duyu ile işliyor. Tat alma duyusu yok, fakat onun yerine
geçen uçma hissi oldukça gerçekçi. Tatlar ise Simurg'un sırtında değil, birkaç saat sonraki ziyafette. Efsaneye bir göz atalım.
Bir zamanlar
kuşlar ülkesinde herkesin gönlünde aynı özlem yaşarmış: Kendilerine yol
gösterecek, varoluşlarına anlam katacak hükümdar Simurg’u bulmak.
Bir gün bilge
Hüdhüd çıkagelmiş. Simurg’un uzaklarda, Kaf Dağı’nın ardında yaşadığını
anlatmış. Ona ulaşmak için uzun ve çetin bir yol aşmaları gerektiğini söylemiş.
Bu yolun yalnızca kanatlarla değil, yürekle de kat edileceğini hatırlatmış.
Kuşlar yola
koyulmuş.
Ama daha ilk
adımda her biri kendi bağına takılmış. Bülbül gülüne bağlıymış, ayrılamamış;
tavus kuşu yitirdiği cennetin özlemini geride bırakamamış. Kimi rahatını, kimi
gururunu, kimi korkularını bırakmaya kıyamamış. Hepsi Simurg’u bulmak
istiyormuş, ama hiçbiri kendinden vazgeçmeye hazır değilmiş.
Hüdhüd onları
yedi vadiden geçirmiş. Her vadi, bir başka perdeyi kaldırmış gözlerinden.
Arzunun ateşinden geçmişler, aşkın derinliğine dalmışlar, bilginin sınırlarında
durmuşlar. Sahip olduklarının yükünü hafifletmişler, bildiklerinden kuşku
duymuşlar, gördükleri karşısında hayrete düşmüşler. Sonunda benliklerinin bile
çözülmeye başladığı bir eşiğe varmışlar.
Yol uzadıkça
kuşlar azalmış. Kimi yorulmuş, kimi korkmuş, kimi aradığının gerçekten var olup
olmadığını sorgulamış. Nice kanat yolda düşmüş.
Ve nihayet,
bütün engelleri aşarak yalnızca otuz kuş Kaf Dağı’nın doruğuna ulaşmış.
Orada Simurg’u
görecek, büyük hükümdarın huzuruna çıkacaklarmış. Fakat karşılarında ne bekledikleri
gibi bir hükümdar ne de kendilerinden ayrı, erişilmez bir varlık bulmuşlar.
Onlara açılan hakikat, kendi yolculuklarının içinde saklıymış.
Yol boyunca
yalnızca uzaklıkları aşmamışlar; korkularını, tutkularını, yanılsamalarını ve
kendilerini dünyadan ayıran sınırları da aşmışlar.
Simurg’u
bulmak için yola çıkanlar, yolun sonunda kendi hakikatleri ile karşılaşmışlar.
Aslında Simurg hep oradaymış. Fakat onu görebilmek için kuşların kendilerini
tutan bağlardan vazgeçmeleri gerekiyormuş.
Bazı yolculuklar bir yere varmak için değil, kim olduğunu sandığın kişiden öteye geçmek içindir.
İşte efsane böyle. Kuşun isimleri
kültürden kültüre değişiyor. Anka kuşu, Zümrüdüanka, Simurg en bilindik
isimleri. Bu karakterler Orta Asya, Pers, İslam mitolojilerinden bildiklerimiz.
Mısır kozmolojisindeki Bennu kuşu ile mitolojisindeki Güneş tanrısı Ra, Yunan
Mitolojisindeki Phoenix, hep aynı ilhamın doğurduğu anlatılar. Kuşların Kaf Dağına
doğru aldıkları yol gibi, Güneş tanrısı Ra’nın gökyüzündeki yolculuğu ile
insanın hayat boyu aldığı yol arasında kurulan paralellik çeşitli semboller
aracılığıyla asırlardır anlatılagelmiş.
İşte, ben de paralelliği yaptığım
yolculukta öyle yakaladım: 8D
Her bir deneyim, sıkı sıkıya
tutunduklarımızın, sevdiğimiz şeylerin, özenmelerimizin, kaybettiklerimizin,
merak duyduklarımızın ve daha pek çok şeyin üzerinden kuş bakışı bir vizyonun
temsili karşılığıdır. Ancak bütün bunların bilgelik getirmesi farkındalıkla
olanaklı hale gelir. Farkındalık yoksa dizi film izler gibi ekrana bakarsın,
bitince ekranı kapatırsın. Farkındalık bilgi değildir. Bilmekle farkında olmak
aynı şey sanılmasın. Hele bildiğini sanmak: En büyük hata! Bildiğini sananlar
yarı yolda ayrılan kuşlar misali etraflarına topladıkları meraklı kuşlara
kahramanca yolculuklarını anlatıyorlarmış defalarca. Onlar bunları anlatırken
Simurg sessizce uçmuş onların üzerinden…





