3/5 profil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3/5 profil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2026 Pazar

Babacığımla ilgili aydınlanmalar...

 



Birkaç kez, human design üzerine çalışmalar yaptığımdan bahsetmiştim. Ara ara arkadaşlarımla, eşimle ya da çocuklarla kızmabirader oynar gibi haritalarımızı önümüze koyup okumaya çalıştığım doğrudur. Nihayet bir eğitim modülünü daha tamamladım. Artık kendim, yakınlarım, tanıdıklarım, ünlüler gibi pek çok kişinin haritalarına dair çıkarımlar beliriyor zihnimde, bu çıkarımlar onların kişisel hikâyeleriyle buluşmaya ve anlam kazanmaya başlıyor. Yani teknik bilgilerim realiteyle birleşip hikâyeleri renklendiriyor… ya da belki şöyle demek gerek: Teknik bilgilerim sayesinde realiteyi daha net ve anlamlı bir biçimde görebilmeye başlıyorum. Bazen insan görür de farkında olmaz, farkında olur da anlatmaz. Anlatmak ister de beceremez. İşte ben ne zaman kendimden bir şeyler anlatsam, yazsam, öyle ya da böyle duygularımı dillendirsem birileri çıkıp “Ah Saracığım, düşünüp de söyleyemediklerimi sen çok güzel ifade etmişsin” diyor. Üstelik bu o kadar sık başıma geliyor ki bana da duygularımı dillendirmem için ilham veriyor.

İşte geçenlerde yine duygularımı coşturan bir süreç yaşadım. O kadar yoğun yaşadım ki o yoğunluğun içinden geçip gitmeyi bekledim, beklerken izledim. Üzerinden tam bir hafta geçtikten sonra nihayet bunu yazmam gerektiğine kani oldum. Çünkü herkese anlatasım var. Babamı tanıyan, tanımayan herkese! Evet, konu babamla ilgili… Babamın yapısıyla, tasarımıyla, teknik ifadeyle dizaynıyla ilgili.

Babamı tanıyanlar bilir. Kışın babam bazı küçük işletmelerin muhasebesini tutardı. Fakat kış bitiminde Paskalya ile birlikte turizm sezonu başlar ve babam İtalyanca, Fransızca, İspanyolca rehberlik yapardı. Bu üç dili de anadili gibi konuşurdu. Aslında konuştuğu başka diller de vardı ama onlara çok hâkim olmadığını düşündüğü için o milletlere hizmet vermezdi. Tabi sadece İtalyan, Fransız ve İspanyollara değil, bu dilleri konuşan bütün milletlere rehberlik ederdi. ABD hariç tüm Amerika kıtasına mensup milletlerle tanışıklığı olmuştur. Panama’dan Şili’ye, Peru’dan Venezuela’ya, Arjantin’den Meksika’ya ve daha birçok farklı ülkeden İspanyolca konuşan pek çok turist gruplarını gezdirdi. Fransızcasını Kanadalılarla da paylaştı. İtalyancasını İsviçre’nin İtalyan kantonunda yaşayanlarla da konuştu. O herkesle iletişim kurabilen, herkesin isteklerini dinleyebilen, duyduklarını anlayabilen ve en güzel şekilde cevap verebilen bir insandı. Kendi deyimiyle de “insan sarrafı”ydı. Bu kadar milletten o kadar çok insanla muhatap olunca belki de gerçekten öyle oluyor insan. Şu bir gerçek ki turizm camiasında çok sevilirdi ve sayılırdı. O kadar ki 90 yaşına merdiven dayadığı sıralarda, pandemiden bir süre önce acentalar onu hala tura çağırıyorlardı. Ben içten içe o acentalara minnet duyuyordum. Babamı hayata bağlıyorlardı. Yaşlanmasına izin vermiyorlardı. Turistler önce şaşırıyorlar, sonra hayranlık duyuyorlardı. Bu yaştaki bir insanın konusuna bu kadar hâkim olması, birçok çetrefilli durumu pratik yöntemlerle çözmesi ve onları rahat ettirmesi, yarın evlerine döndüklerinde unutacakları İstanbul’un ya da Türkiye’nin tarihinden daha büyük bir önem taşıyordu. Turistleri taşıyan otobüs şoförlerinden, ıvır zıvır turistik eşyalarla otobüs kapılarında dolanan seyyar satıcılara, lokumculardan halı açıcılara herkesi hoş tutardı. Onun rehberlik anılarından çok şey anlatmam mümkün. Çünkü takriben 4-5 yaşlarımdan itibaren beni de yanında götürdüğü olurdu. Bayılırdım onunla tura çıkmaya. Hiç sorun çıkarmadığım için de sık sık giderdim. Hatta yardım da ederdim. Yok bilet dağıtılacak, yok kişi sayılacak filan… Ta ki 16 yaşıma geldiğimde elime İstanbul turlarında anlatılacaklarla ilgili daktilo edilmiş sayfalarla dolu bir dosya sıkıştırıp “Yarın turun var, al bunları oku” diyene kadar. Ben tabi şok! Ama o şokun üzerine 7 sene rehberlik yaptım. Bir yandan mimarlık fakültesinde okurken öte yandan yazın, Noel ve Paskalya tatillerinde İstanbul’a gelen İtalyanları gezdirdim. Babamın bana çizdiği yolda onu takip ettim. Ben de rehberliği çok sevdim. Çok şey öğrendim. 1986 yazında 16 yaşında çekirdekten yetişme bir genç kız çekingen İtalyancasıyla rehberlik yapmaya başladı. Ona minnettarım.

Şimdi yazımın başına dönüyorum. Bu kadar şeyi neden anlattım?

Geçen Pazartesi 5 profil üzerine konuşuyorduk. Hemen, harita portföyümün olduğu dosyayı elime aldım ve karıştırmaya başladım. Biliyorum, bazılarınız “5 Profil nedir yahu!” diyordur. Teknik kavramlar satırlarda geçse de önemli değil. Oradaki keşif, benzetme ya da çıkarıma odaklanalım. Babamın profili meğer 3/5miş. Aklımda kalmıyor bazı şeyler. Ama spesifik bir konu çıkınca o zaman kalıcı oluyor. İşte tam da böyle oldu ve benim jetonum “çlink” diye düştü.

5 profilliler kurtarıcı diye geçiyor. Özellikle tanımadığı insanlar üzerindeki etkileri daha baskın. İçinden çıkamadıkları bir problemi çözmesi için o 5 profilli turist rehberi ideal kurtarıcı. Dahası 5 profillilerin evrenselleştirme gibi bir kodları var. Yani uzun süren uğraşlardan sonra başarılı olduğu her bir konuyu bütün dünyaya anlatmak, yaymak gibi bir misyonları var. E bu adam çocukken yokluk içinde yaşamış, parasızlıktan tamir ettiremedikleri kunduralarının tabanlarını çivilerle çakmış, un taşıyan kamyonların tabanından dökülen unları sıyırmış bir insan olarak, günün birinde o yokluktan kurtulmayı başarmış. Az buz bir başarı değil bu! Artık 5 profilli biri için yapılması gereken şey nedir? Evrenselleştirmek! Babam bunu da layıkıyla yaptı. Benim elime dosyayı tutuşturduğu gibi yabancı dil konuşan birçok kişiye de benzer davranışı uyguladı. Çünkü ona göre kurtuluşun yolu turizmden geçiyordu. En büyük kurtarıcılar turistlerdi. Canım babam gerçekten de birçok kişinin hayatını kurtardı. Ev almalarına, yuva kurmalarına, meslek sahibi olmalarına önayak oldu. Öyle yap, böyle yap, şöyle yap diye yol gösterdi. Profilindeki 3ü de unutmayalım. 3 deneyim diye geçiyor. Deneme-yanılma yöntemiyle öğrenme de diyebiliriz. Bu kadar çok insanla muhatap olduğun zaman ister istemez hepsiyle iletişim deneyiminden geçiyorsun ve iyisiyle kötüsüyle çok şey öğreniyorsun.

İşte 1 haftadır bunu düşünüyorum, bunu hissediyorum, bunu yaşıyorum. Anılar hücum ediyor, eğitimlerimle buluşuyor ve bilgilerime anlam katıyor. Bedenim o sırada dalgalanmaya başlıyor. Yükseliyor, alçalıyor, durmuyor. Nihayet azıcık sakinleştikten sonra da bu sayfalara dökülüyor.


İyi ki…